Ayakkabılarını Çıkar…
Ayakkabılarını Çıkar…
Çünkü Bazı Eşikler Yük Taşıyanlara Değil, Hafifleyenlere Açılır
Hayatın en büyük yanılgılarından biri, eksik olduğumuza inanmak olabilir.
Bu yüzden sürekli ekleriz:
Daha fazla başarı,
daha fazla para,
daha fazla onay,
daha fazla güvence,
daha fazla kontrol...
Fakat bazen yaşamın senden istediği şey yeni bir şey kazanman değil, artık sana ait olmayan yükleri bırakmandır.
Bazı kapılar, elindekilerle değil; vazgeçebildiklerinle açılır.
Taha Suresi'nin 12. ayetinde geçen “Ayakkabılarını çıkar” çağrısı yalnızca fiziksel bir eylemi değil, insanın iç dünyasına yöneltilmiş derin bir daveti de hatırlatır:
“Hakikate yaklaşmak için neyi geride bırakman gerekiyor?”
Çünkü insanı yoran çoğu zaman yürüdüğü yol değil, sırtında taşıdığı görünmez ağırlıklardır.
Korkular Bazen Koruma Değil, Pranga Olur
Birçok insan hayatını geçmişte yaşadığı kırgınlıkların gölgesinde sürdürür.
Başarısızlık korkusu...
Reddedilme endişesi...
Yetersizlik hissi...
“Ya olmazsa?” düşüncesi...
Zamanla bunlar karakterin bir parçası gibi görünmeye başlar.
Oysa korku her zaman rehber değildir.
Bazı korkular seni tehlikeden korur; bazıları ise hiç başlamamana neden olur.
Yeni bir hayata geçebilmek için bazen yeni yollar bulmak gerekmez. Eski korkuların çizdiği sınırların dışına çıkmak yeterlidir.
Sahip Olmak ile Esir Olmak Arasında İnce Bir Çizgi Vardır
Para...
Makam...
Başarı...
İnsanların takdiri...
Bunların hiçbiri kötü değildir.
Sorun, bunların kimliğinin merkezine yerleşmesidir.
Kendini sahip olduklarınla tanımlamaya başladığında, onları kaybetme korkusu da seni yönetmeye başlar.
Gerçek özgürlük ise şu farkındalıkla başlar:
“Değerim sahip olduklarımdan gelmiyor. Sahip olduklarımın ötesinde de değerliyim.”
İnsan dünyayı taşıyabilir; yeter ki dünya insanın içine yerleşmesin.
En Ağır Yükler Gözle Görünmeyenlerdir
Bazen insanın omuzlarını çökerten şeyler dışarıdan fark edilmez.
Affedemediği bir kişi...
Kendine yıllardır söylediği acımasız sözler...
Bitmeyen beklentiler...
Her şeyi kontrol etme arzusu...
Nefs tutmaya meyillidir.
Kalp ise sadeleşmeye...
Bu yüzden olgunlaşmak sadece yeni şeyler öğrenmek değildir; gereksiz olanı ayırt etmeyi de bilmektir.
Çoğu zaman iyileşme, daha güçlü hale gelmekten çok, artık taşınmaması gereken yükleri bırakabilme cesaretidir.
Bazı Yolculuklar Çıplak Kalple Yapılır
İnsan hakikate yaklaştıkça maskeler ağırlaşmaya başlar.
Herkese güçlü görünme zorunluluğu...
Sürekli haklı çıkma ihtiyacı...
Geçmiş hikâyelerine sığınmak...
Bunların her biri, insanın özüyle arasına görünmez duvarlar örer.
Dönüşüm ise o duvarların yıkıldığı yerde başlar.
Kendine şu soruları sor:
Bugün verdiğim kararları yöneten şey güven mi, korku mu?
Beni büyütmeyen hangi alışkanlık ya da bağ hâlâ hayatımda yer kaplıyor?
Bıraksam hafifleyeceğim şey nedir?
Gerçek benliğim ile insanlara gösterdiğim kişi arasında ne kadar mesafe var?
Bu soruların cevabı, çoğu zaman yeni bir yol haritasından daha değerlidir.
Arınmak Eksilmek Değil, Özüne Dönmektir
Bir ağacın her bahar yeniden filizlenebilmesi için önce bazı yapraklarını bırakması gerekir.
İnsan da dönüşmek istiyorsa eski yüklerini, eskimiş inançlarını ve artık hizmet etmeyen kimliklerini geride bırakabilmelidir.
Çünkü her bırakış kayıp değildir.
Bazı vedalar özgürlüktür.
Bazı kapanışlar iyileşmedir.
Bazı bitişler, insanın kendine yeniden kavuştuğu andır.
Belki de bugün hayat senden daha hızlı koşmanı istemiyor.
Belki senden istediği tek şey, seni yavaşlatan yükleri yere bırakman.
Şimdi kendine dürüstçe sor:
“Ben hangi ayakkabılarla yürüyorum?”
Korkunun mu?
Yoksa güvenin mi?
Çünkü bazı kutsal yolculuklar bilgiyle değil farkındalıkla, güçle değil teslimiyetle, yükle değil hafiflemiş bir kalple başlar.
Ve bazen insanın yaşayabileceği en büyük dönüşüm, yeni bir şey bulması değil; özüne ait olmayan her şeyi geride bırakabilmesidir.
Özlem Akar
Uzm.Sosyolag
Aile & Manevi Danışman
25.06.2026
İZMİR





0 Yorum